Efendim merhabalar.

Bu hafta ikinci yazım ve böyle bir başlık atmayı uygun gördüm. Neden “çay gibidir, bağımlılık yapar”. Bunu farklı bir betimlemeyle izah etmeye çalışacağım. Mecnun’a sormuşlar, “bu Leylada ne buluyorsun, kara-kuru zayıf çirkin bir kadın”. Mecnun da onlara cevaben “siz onu bir de benim gözümle görün ve benim gönlümle bakın” demiş. Esasında meselenin özü burada yatmaktadır. Bakmak ve görmek… Nasıl bakıyorsun ve nasıl görüyorsun? Baktığın yer ve açı doğru görmeni sağlıyor mu?

Çay dediğimiz şey içecek bir sıvı gibi algılanıyor ise bağımlılık yani tiryakilik anlatılamaz. Yani tiryakinin çayla olan yarenliğini izah edemeyiz. Eğer çay; sadece içilen ve renkli bir sıvı değil aynı zamanda dost ve muhabbet ortamı ise sevginin bağ olarak katlandığı bir ortam ise dertlerin söze dökülüp gönülden gönüle akan bir enerji ise hülasa çay birçok sosyal ve psikolojik derde deva ise o vakit tiryakileri anlamak daha kolay olacaktır. Çay tiryakileri ne demek istediğimizi daha kolay anlayacaktır. Bir kişinin yüzünün ekşimesi, düşmesi veya sumasının düşük olmasını anladığımız vakit “gel seninle bir çay içelim” derken aslında “senin derdini dinlemeye hazırım, belki faydalı olurum” demek isteriz. İşte Alanya’mız tam da buna benzer bir şifa kaynağıdır.

Alanya’mız; demlenmiş, rengi ve lezzetiyle tadını almış çay gibidir. Onu gören bir daha kopamaz. Onunla nefeslenen bir insan bir yudum huzur bulur. Çünkü, yaylaları bir başka güzel, sahili ve kumsalı bir başka, insanı bir başka “bizim” gibidir. Bakmayın son zamanlarda yoğun beton görüntüleri, kalabalık yerleşkeler ve insan kalabalığının olumsuz yansımalarına. Bunlar da çayın tam olarak rengini alamayışı yahut demini almaya daha vaktinin var olduğu gibidir. Mühim olan usta kişilerin kadim ocaklarda demledikleri çayın lezzeti gibi “memleket sevdalısı” insanların şehrine sahip çıkması benzer örneklerdir. Yani “klorlu su vb” kontrollerini sıkça yapmalı ve en ala tadıyla çayın servisi olmalı ki tiryakiler bayram etsin. Her yudumda içlerine bir huzur, dudaklarına bir şükür doğsun. İçilen yudumlarla dertler dinlensin, sohbetler uzasın ve hemhallik isteyen yürekler huzur bulsun. İşte Alanya’mıza gelen her turist, her kişi bu lezzeti tatması, bizim tecrübeli ve eli sihirli, gönlü dualı ustaların varlığıyla ve hizmetiyle ilintilidir. “Teşbihte hata olmaz” olmaz derler, benzetmelerde hata yaptıysak affola…

İnsan doğasında basit bir kural vardır. İnsan “güven”dehissettiği yeri arar. Mutlu olduğu yere meyil verir ve huzur bulduğu yeri mesken tutar. İşte bu yüzden “Alanya çay gibidir, bağımlılık yapar” dedik. Lütfen insanların huzur bulduğu şehir imajını bozmayalım, Alanya’mızın tiryakisi insanların estetik ve konfor alanlarını ihmal etmeyelim. Demini almış çay gibi…

Bunun için Alanya’da yaşayan herkesin bir vazifesi vardır. “Halka hizmet Hak’ka hizmet” düsturunu unutmadan, kaymakamdan belediye başkanına, rektörden başhekimine, basından STK’lara, odalardan meslek kuruluşlarına ve esnaflarına kadar istisnasız hepimizin Alanya’mız için yapacakları şeyler vardır. Önce bu niyetle güne başlamak, sonra bu iyi niyetleri sağlam ve bilimsel, etik ve fayda sağlayacak şekle dönüştürecek yöntemlere gereksinim vardır. Eğer bu basit bakış açısıyla güne “Bismillah” dersek Alanya’mız dünyanın incisi olmaya devam edecektir. Bir taraftan tarihi misyonunu, bir taraftan sosyolojik, ekonomik ve psikolojik boyutunu bir taraftan da geleceğe dönük planlamalarımızı ona göre planlarsak o demli ve lezzetli çayı yudumlayarak huzurlu bir şehri yeniden inşa etme yolunda katkı sağlamış oluruz.

Efendim,

Alanya’mızdan çok çayı tarifler gibi olduk. Çayla tiryakiliği, Alanya’mız ile bağımlı olmayı yazmaya çalıştık. Yukarıda vurguladığım gibi insan huzur bulduğu yerde kalmak ve varlığını sürdürmek ister. Lütfen Alanya’mızın her türlü huzur iklimine katkı verelim.

Lütfen…