Kolay bir yazı olmayacak biliyorum, biliyorum çoğunun işine gelmeyecek edilecek sözler... Ama kardeşler diyorum ki, dışımız neyse içimiz de o hala geldi getirildi veya biz gönüllü getirdik...

Dışarıdaki sokaklarımız ne kadar çok kirliyse, içimizdeki sokaklar da o halde... Hele herkes kendini bir gözden geçirsin, kimseye bir şey demeden...

Bunu görmüyor gibi olsak da, aslında herkes bilir içinin ne durumda olduğunu... İçimiz kirlendi ki dışımızın kirlenmesine rıza gösterdik... 

Depremi bahane ederek soralım, şimdi hangimiz bilmiyoruz inşaat yapan müteahitlerin aslında işini doğru yapmadığını, malzemeden işçilikten çaldığını?

Hangimiz bilmiyoruz bu konuda nelerin ne olduğunu?

Ve hangimiz bilmiyoruz, her alanda bir yalan kandırmaca furyasının insanlar arasında dolaşıp durduğunu?
Hangimiz bilmiyoruz, kuşların neden azaldığını, peki hak etti mi bu gidişleri kuşlar?

Yaptığı işe yalan karıştırmayan kaç kişi var, hatta var mı?
Bu bir kirlenme, içimize biriktirdiğimiz enkazdan başka ne?

Birbirimizi kandırma üstüne bir hayat inşa etmeye çalışıyoruz ve bunu yapmak zorunda olduğumuzu da savunuyoruz bir yandan...

Her yalana her kötülüğe bir bahane bulanlar olduk, kendimize ayıp etmiyor muyuz?

Yani süte su karıştırılmadan satılacağı inancını kaybettik, bu ahlaki bir durum mu? 

Bu bir kirlenmenin içimize yerleştiğine, karanlık duyguların içimizi istila ettiğine, içimizin yıkıntıya uğradığına bir delil değil mi?

 Peki, daha ötesi ne? Daha ötesi ölümle buluşmak olduğuna göre ne gerek var bunca enkazın varlığına razı olmaya, merhum Muhsin Yazıcı oğlu beyin dediği gibi, ne gerek var bunca fırıldaklığa? 

Çok geç olmadan ve dünyanın enkazının altında kalmadan, içimizin enkazını temizleyelim diyorum ve bu sadece kardeşçe bir hatırlatma...

Birilerini yargılamak, birilerine sen kötüsün demek değil muradım, zaten hepimiz birbirimize benzer hale geldik, yani masum değiliz hiç birimiz...

Kendilerinin masum olduğunu söyleyenler çıkacaktır, varsın onlar kendilerini kandırmaya devam etsinler, gerçeğin bir gün ortaya çıkma gibi bir durumu var...

Şehirlerin dili olsa da anlatsa diyeceğim de, şehirlerin dili var da, biz duymak istemiyoruz... Yoksa şehirler gün 24 saat çığlık içinde, bize bu kadar kıymayın diye...

Benim bu kadar kötülüğü kaldıracak halim kalmadı diye feryat içinde bütün şehirler... Siz nasıl algılarsanız algılayın beni, geceden sabaha çığlık atan sokaklar gördüm ben...

Kendinizi biraz sağa çekin, duyun şehirlerin çığlığını...Ve bu çığlıklardan haberdar edin,kendilerini şehrin Tanrısı sananları da...