Alanya, sadece Türkiye’nin değil, Akdeniz’in en önemli turizm markalarından biri. Tarihi, doğası, denizi ve kültürel çeşitliliğiyle milyonlarca turistin ilgisini çekiyor. Dim Çayı, Damlataş, Alanya Kalesi, Kleopatra Plajı… Bu değerler, yıllardır şehrin marka kimliğini güçlendiriyor. Ancak son dönemde artan fahiş fiyat uygulamaları, bu marka değerini gölgelemeye başladı.
Turizmde gelen her misafirin cebinden çıkan para değil, aklında kalan izlenim önemlidir. Eğer bir turist kendini kandırılmış, dolandırılmış hissediyorsa, sadece bir daha gelmemekle kalmaz; çevresine de olumsuz deneyimlerini aktarır. Bugün birçok turist, fiyatların adil olmadığı gerekçesiyle sadece İspanya’yı, Yunanistan’ı veya Hırvatistan’ı değil, artık Mısır’ı da tercih etmeye başladı. Bu yalnızca Alanya’nın değil, tüm Türkiye’nin turizm imajına zarar veriyor. Üstelik artık yalnızca turistler değil, Alanya’da yaşayan yerel halk da bu durumdan şikâyetçi. Halk, marketten pazara, restorandan ulaşıma kadar her alanda fahiş fiyatların yükünü taşıyor.
Türk hukuku bu konuda tüketiciyi korumak için açık düzenlemeler getirmiştir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, tüketiciye karşı haksız ticari uygulamaları yasaklar. Fahiş fiyat uygulaması da bu kapsama girer. Vatandaş, ödediği bedelin hakkaniyetsiz olduğunu düşündüğünde Tüketici Hakem Heyeti’ne başvurabilir. Ayrıca 2020’de kurulan Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu, piyasayı bozan, haksız ve ölçüsüz fiyat artışları yapan işletmelere ciddi para cezaları kesmektedir. Bu cezalar yüz binlerce liradan milyonlara kadar çıkabilmektedir. Bu mekanizma gösteriyor ki fahiş fiyat, sadece ahlaki bir sorun değil, aynı zamanda yasal yaptırımı olan bir fiildir.
Türk Borçlar Kanunu ise sözleşmelerde dürüstlük kuralına aykırı şartların geçersiz olduğunu düzenler. Ticaretin temelinde güven vardır. Eğer fiyat, ekonomik gerekçelerle açıklanamayacak kadar adaletsiz seviyelere çıkıyorsa, bu hem dürüstlük kuralını ihlal eder hem de sözleşmenin geçerliliğini tartışmalı hale getirir. Aynı şekilde Türk Ceza Kanunu da piyasa dengesini bozacak şekilde fiyatlarla oynayan veya anlaşarak fiyat yükseltenleri cezalandırır.
Alanya’nın marka değerini yükselten Dim Çayı gibi doğal güzelliklerde veya diğer turistik hizmetlerde insanlara adil olmayan fiyatlar sunmak, sadece bireysel bir haksız kazanç değildir; tüm şehrin itibarını zedeler. Çünkü Alanya’nın en büyük sermayesi doğal ve kültürel zenginliğidir. Bu değerleri ziyaret eden turistin cebinden alınan haksız bir lira, aslında şehrin geleceğinden çalınmış olur. Turizm, güven üzerine kurulu bir sektördür. Turist, ödediği paranın karşılığını aldığını hissetmek ister. Eğer bu güven kaybolursa, milyonlarca lira harcanarak yapılan tanıtımlar ve reklamlar bir anda boşa gider.
Fahiş fiyat, kısa vadede işletmelere kazanç sağlıyor gibi görünse de, uzun vadede şehrin marka değerini, turizm gelirlerini ve halkın refahını yok ediyor. Yasalar, tüketiciyi korumak için güçlü mekanizmalar öngörüyor. Ama asıl görev, Alanya’nın yöneticilerine ve esnafına düşüyor. Çünkü turizm şehri olmanın en büyük sorumluluğu, adil ve güvenilir olmaktır.
Alanya’nın geleceğini garanti altına almak istiyorsak, marka değerlerimizi korumalı, hem halkı hem turisti aynı ölçüde sahiplenmeliyiz. Çünkü turizm sadece bugünün değil, yarının da ekmeğidir. Ve unutmayalım: Bir şehrin itibarı, fiyat etiketinden daha değerlidir.