Türkiye İstatistik Kurumu'ndan (TÜİK) alınan verilere göre Türkiye'nin son 20 yılda kaybettiği tarım alanı, Antalya'nın yüzölçümünü aşarken; Antalya'da ise yüzölçümünün yüzde 3'ünü aşkın tarım toprağı kaybedildi. İlçeler bazındaki gerilemeye bakıldığında ise Alanya’da son 20 yılda tarım topraklarının yüzde 25'inin kaybedildiği açıklandı. Alanya’daki tarım sektörü temsilcileri tarım arazilerinin kaybedilmesinde ana etken olarak inşaatı gösterirken, inşaat sektörü temsilcileri ise bu durumun bir kayıptan ziyade, artan nüfus ve barınma talebi doğrultusunda gerçekleşen planlı imar süreci olduğunu savundu.
“ARAZİ KAYBETME DİYE BİR ŞEY YOK”
Alanya Müteahhitler Birliği (MÜTBİR) Başkanı Mustafa Küçüker, “İmara açılması için tarlalar imar haline geliyor. Sonra imara açılıyor. Yapı oluşturuluyor. Kaybedilmiş kelimesi çok yanlış. Toprağın bir yere gittiği yok ki? İmar, işlem görüyor. Kaybedilmiş diye bir şey yok. Bu da insanların talebi doğrultusunda oluyor. Kimsenin keyfinde olmuyor. İnsanların barınma sorunu var. Barınma sorununun giderilebilmesi için imara açılması gerekiyor. Alanya’da diğer bölgelere göre yüksek olmasının sebebi burada arazinin kısıtlı olması. Sahil bandı ve dağ arasındaki arazi kısıtlı. Bundan dolayı diğer bölgelere göre daha yüksek çıkabilir ama neticede bu planlar yapılıyor. 100 binlik, 25 binlik planlar oluyor ve vatandaş istediği zaman bunlara itiraz edebiliyor. Bunlar herkesin onayı alınarak yapılan işlemler. 25 binlik, 5 binlik, binlik plandan sonra imara açılıyor. Burada arazi kaybetme diye bir şey yok. Fonksiyonu değişiyor. İnsanların ihtiyaçlarına göre bölgede çalışmalar yapılıyor” dedi.
“KÖYDEN KENTE GÖÇ ETKEN OLDU”
TTPP Emlak Profesyoneller Derneği Başkanı Mehmet Ekinci de, “Tarım arazilerinin kaybedilmesinin başlıca sebeplerini köylerde ve kentlerde olacak şekilde ikiye ayırarak gerçekçi değerlendirebiliriz. Köylerdeki öne çıkan sebepler küresel ısınmanın neticesi olarak giderek azalmakta olan yer üstü (baraj, göl ve göletler, vb.) ve yer altı sularına erişimin daralması, güçleşmesi ve daha maliyetli hale gelmesi. Bunun yanında artan tohum, ekin, fide, zirai ilaç, sulama, gübre, işçilik, depolama ve tarım alet ve edavatlarının fiyatlarının artması sonucu çiftçinin üretim sahalarını ve faaliyetlerini daraltması da önemli bir etken olarak karşımıza çıkmakta. Maliyetler sürekli yüksek oranlarla artmakla beraber ürün fiyatlarına bu artışlar asla yansımamakta ve her geçen gün üreticinin elde ettiği kazanç azalıyor. Bu minvalde köyden kente göçlerin son yıllarda artmış olması da başka bir etken oldu” diye konuştu.
“SAHİL BOYUNCA BETONLAŞMA KAÇINILMAZ OLDU”
Alanya ve Gazipaşa merkezi ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Ekinci, “Alanya ve Gazipaşa merkezi ve yakın mahallelerini düşünecek olursak da üstteki sebeplerden farklı olarak nüfusun her geçen gün artıyor olmasıyla, ortaya çıkan barınma ihtiyaçları doğrultusunda yoğun yapılaşma yoluna gidildi. 4 yıl önce başlamış olan Rusya-Ukrayna savaşı sonrası büyük talep patlamasıyla, çoğunlukla turistik beldelerimiz dahil, sahil boyunca betonlaşma kaçınılmaz oldu. Bu arazilerin çoğunun kısa bir süre önce tarım sahaları olduğunu biliyoruz. Bu arz-talep dengesi de kentlerimizde ve yakın çevresinde tarımsal alanların azalmasını beraberinde getirdi. Son yıllardaki hissedilen kuraklığın kentlerde de tarım sektörüne etkileri olumsuz oldu. Bunların yanında az da olsa sel ve heyelanlarla da bazı tarımsal alanlarımızı kaybediyoruz. Acilen gerekli düzenlemelerle devlet, yerel yönetimler ve halk el ele verip ülkemizin her bir tarafında mümkün olduğunca göl ve göletler tarzında yağmur sularını açık-kapalı biriktirme sahaları oluşturmamız gerekiyor. Görünen o ki ülkemizin çok büyük çoğunluğu önümüzdeki birkaç yıl içerisinde çok ciddi su sıkıntıları çekecek. Bunun önünü bugünden almaya başlamalıyız. Hem çiftçimize ve tarımımıza hem tarım alanlarımıza hem sellere kaptırdığımız değerli üst katman topraklarımıza hem de en kıymetlimiz suyumuza sahip çıkmak her bireyin vatandaşlık görevi olduğu kadar günümüzde hayat memat meselesi haline geldi” ifadelerini kullandı.