banner53

Meslekte geçen 50 yıl, 4 ay, 10 gün…

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne özel olarak Antalya ve Alanya’nın yakın tanıdığı meslek büyüğü Erdoğan Kahya ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Meslekte geçen 50 yıl, 4 ay, 10 gün…
banner48

MESLEĞİN duayeni sıfatını alın teriyle hak eden Erdoğan Kahya, 1984 yılında Antalya Gazeteciler Cemiyeti kurucuları arasında yer aldı. Ayrıca Kahya, 16 yıl boyunca başarıyla cemiyetin yönetim kurulu başkanlık görevini üstlendi. Hürriyet Akdeniz ve Sabah Akdeniz gazetelerinin kuruluşunda da yönetici olarak aktif rol üstlenen Kahya, Antalya Milletvekili Hasan Subaşı’nın basın danışmanlığını gerçekleştiriyor. Bununla birlikte birçok önemli kurumda yer alan Kahya, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne özel olarak Gerçek Alanya’nın sorularını yanıtladı. 
‘EKMEĞİMİ 50 YILDIR BU MESLEKTEN ÇIKARIYORUM’
-Meslekteki üstün başarılarınızla adınızdan sıkça söz ettirdiniz. Tekrar okuyucularımız için dünden bugüne kendinizden bahseder misiniz? 

 Gençlik yıllarından itibaren ekmeğini 50 yıldır bu meslekten çıkaran, bu mesleğe sevdalı, hayatı boyunca mesleğin etik kurallarından taviz vermeyen, gazetecinin bağımsız, tarafsız ve özgür olmasından yana meslek örgütlerinde kavga veren bir sade gazeteciyim. Hayatım boyunca Rahmetli Sedat Simavi’nin genç gazetecilere söylediği;  ‘’Gazetecilik; zor ve meşakkatli bir meslektir. Zordur ama bir o kadar da zevklidir. Kaleminize daima sadık kalın, gerekirse kırın sakın satmayın…’’ sözleri bana yol gösterici ve düstur olmuştur.


‘GAZETECİ OLUNMAZ, DOĞULUR’
-Mesleğin duayeni sıfatını hakkınızla elde ettiniz. Peki ‘Gazetecilik’ sevdası aklınıza ve kalbinize ilk ne zaman düştü ve nasıl bu mesleğe girmeye karar verdiniz? İlk olarak kaç yılında mesleğe başladınız?

 Bir üstadımızın ‘Gazeteci olunmaz doğulur’ sözlerini hatırlattı sorunuz. Sonradan da gazeteci olunabilir ama, bu sözlerin de kısmen doğruluk payı olduğuna inanırım. Aslında yazmak, okumak insanın içinde vardır. Lise çağlarında gençlik heyecanı ile duygusallığın karışımı şiirler karalamaya başlamıştım. Kütüphane kolu başkanıydım ve sürekli okurdum. Okulda duvar gazetesi çıkarmamız istendi, biz bir grup arkadaş matbaada basılı bir yayın çıkardık. Mürekkep kokusunu o zaman aldık herhalde. Lise bitti, üniversite sınavlarında Eskişehir işletme’yi kazandım. Memur babanın gelirinin yarısını bana göndermeye başlayınca, bir iş bulmak zorunda hissettim kendimi ve babamın bir arkadaşı olan Milli İrade gazetesinin patronuna gittim. İş istedim…
‘GAZETENİN ACEMİ YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ OLDUM’
- Yarın gel başla cevabını aldığımda benden mutlusu yoktu. Tarih Mart 1969’du. Düzeltmen olarak işe başladım. Kısa bir süre sonra muhabir, sonra da lise mezunu olduğumuz için gazetecinin acemi Yazı İşleri Müdürü olmuştum. Dünden bugüne tamı tamına 50 yıl 4 ay 10 gün oldu…

‘AGC’Yİ KALBİMDE ÇOCUKLARIM GİBİ BÜYÜTTÜM’
- Antalya Gazeteciler Cemiyeti Kurucu Başkanısınız ve uzun yıllar başkanlık yaptınız. Meslekte ‘En’leri görmüş bir kişisiniz. Bu süreçte neler yaşadınız ve hali hazırda devam eden görevleriniz nelerdir?

8 dönem 16 yıl başkanlık görevini, hakkaniyet içinde gerçekleştirdim ve  meslektaşlarımıza saygın bir kimlik kazandırmak için uğraştım. AGC’yi kalbimde çocuklarımla beraber büyüttüm. Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun kuruluşunda Antalya Cemiyeti olarak aktif rol aldık. 12 yıl süre ile kurucu Genel başkan Yardımcısı ve Genel Sekreterlik görevlerinde bulundum. Örgütleme için Türkiye’yi karış karış dolaştık. Her iki kuruma da çok emek verdim. Halen Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun Yüksek İstişare Kurulu Başkanıyım. Yönetime arkadaşlarımla birlikte tecrübelerimizi aktarmaya, verdikleri görevleri yapmaya çalışıyoruz.
‘SÜLEYMAN DEMİREL’İN HASRET GEZİSİNDE BİZ DE VARDIK’
-Meslekte unutamadığınız bir anınız var mı? İyi ya da kötü bu anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Bunca yıl boyunca o kadar anı sıkıştırdım ki kitaplar dolar. Bu ülkeye Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yapan iki politikacı Rahmetli Süleyman Demirel ve rahmetli Turgut Özal’ın gazetecilerle diyalogu diğer siyasetçilere göre çok farklıydı. Öncelikle her ikisi de çok zeki ve bir o kadar da samimiydi. 
‘PEŞİNDE BİR GAZETECİ ORDUSU VARDI’
Süleyman Demirel, 12 Eylül harekatı sonrasında diğer liderlerle birlikte Zinzirbozan’da alıkonmuşlardı. Bir süre sonra siyaset yapmamak koşulu ile serbest bırakıldılar. Demirel, ayağının tozu ile ‘Hasret Gezisi’ adını verdiği gezi için memleketi Isparta’ya geldi. Peşinde bir gazeteci ordusu vardı. O zaman Hürriyet Antalya temsilcisiydim. Ankara’da foto muhabiri Ümit Turpçu ile geziyi bir hafta süre ile birlikte izledik. Her gün bir ilçeye gidiliyor, hareketten önce, kayınbiraderi Yılmaz Şener’in evinde Nazmiye hanım kendi elleriyle yaptığı nefis katmer ve gözlemelerle kahvaltımızı yapıyorduk. Sonrasında Demirel bizlerle sohbet toplantısı düzenliyor, biz haberleri merkeze geçtikten sonra da akşam geç saatlerde dönmek üzere yollara düşüyorduk. 
‘DEMİREL YAZMAYIN DİYORDU AMA MANŞET OLUYORDU’
Rahmetli Demirel bu toplantılarda konuşmalarına çok dikkat ediyordu. Çünkü Kenan Evren ve komutanlardan oluşan askeri yönetim hala işbaşındaydı. Hemen her gün toplantının sonunda Demirel; ‘Çocuklar sizlerle bir şey daha paylaşacağım ama bunu yazmayın’ diyerek başladığı sözleri ertesi gün bütün gazetelerde manşet oluyor, ama hiç birimize ‘Arkadaşlar ben size ne dedim, siz ne yapıyorsunuz’ diye bir eleştiride bulunmuyordu. Askeri yönetimden bir tepki gelmedi ama gelseydi Demirel ’Ben söylemedim’ diyecekti herhalde…
‘ÖZAL’LA İLGİLİ BİR ANI’
1983 seçimleri öncesi Özal geçici hükümette Başbakan yardımcısıydı. Seçim kararı alınınca bu görevinden istifa etti, amacı parti kurmaktı. Ancak Özal istifasının ardından Ankara’dan ayrılmış, gazeteler nereye gittiğini bulamıyordu. Hürriyet teleksinden Genel Müdürümüz Oktay Ekşi, Özal’ın istifa haberini ve kaybolduğunu duyuruyor, her büronun teyakkuzda olmasını istiyordu. 
‘ÖZAL SİDE’DE ÇIKTI’
Özal’ın Side’de sahil kenarında Sırma Sitesi’nde evi vardı ve zaman zaman oraya gelirdi. Hiçbir istihbarat olmadan ve kimseye de nereye gittiğimi söylemeden Side’ye gittim. Sırma Sitesi’nde Özal’ın evini gören noktadaki Restoranın terasına oturup beklemeye başladım. İçimde müthiş bir heyecan vardı. Fotoğraf makinem ucunda tele masanın üzerinde hazır bekliyordu. Sahilde iki tane asker belirdi. Kara ile sahil arasında sahili değil de karaya dönük, tüfekleri elde dolanıyorlardı. O an Özal yanında oğlu Ahmet’le birlikte denize doğru yürümeye başladı. Hemen deklanşöre basmaya başladım. Zorunlu olarak ayağa kalktığım için Jandarmalardan biri beni gördü ve koşarak yanıma gelerek, ‘Elindekini kaldır’ emrini verdi. Kendisine bunun fotoğraf makinesi olmadığını anlattım. ‘Olsa bile bu kadar uzaktan çekilir mi’ diye ekledim. ‘Tamam uzaklaş’ dedi ve gitti.  Side sahilinde deniz sığdır, Özal da oğlu ile birlikte denize girdi ama yürüyordu. Adeta fotoğrafı çek der gibi… Peş peşe fotoğraflar harika oldu. 
‘ÖZAL TEKNOLOJİK DEĞİŞİMİ BENİMLE ANLATTI’ 
Ertesi gün Hürriyet’te 9 sütuna manşet ‘Özal Side’de çıktı’ başlığı bütün yorgunluğumu almıştı. Sabah hemen Side’ye döndüm, en az 50 gazeteci geldi o gün. Özal o gün eve kapandı ve 4 gün sonra tüm gazeteleri evinde kabul etti ve diğer gazeteler o zaman görüşebildi. Hürriyet’deki fotoğrafı hanginiz çekti diye sordu, beni tebrik etti ve ilk defa gördüğümüz minik bir kamera ile beni çekerek, aynı anda bu görüntüyü Televizyondan göstererek teknolojideki değişimi anlattı. 
‘SADECE EMEK DEĞİL SEVDA İŞİDİR’
-‘Gazetecilik’ emek işidir ve gönül vermek gerekir. Siz mesleğe olan tutkunuzu nasıl dillendirirsiniz?
Gazetecilik sadece emek değil, sevda işidir. Karşı cinse aşık olmak gibidir. Tutkudur, vazgeçilmezdir. Gazeteci bu mesleğe gönlünü kaptırmışsa başka hiç bir işe de yaramaz. 
‘BUNUN TARTIŞILMASI BİLE ABES’
-Meslekte ‘alaylı’ ve ‘okullu’ ayrımı ne yazık ki yapılmaya devam ediyor. Siz bu bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bunun tartışılması bile bana abes geliyor. Gazeteci, gazetecidir. Gazeteci zamanla pişer, yaza yaza, okuya okuya gazeteci olur. İletişin Fakültelerinde teorik bilgiler verilir, o zaman gazeteciliğe başladığında altyapısı güçlü olur. Aslında mektepte ne bilgi verildiği, öğrencinin ne aldığı da tartışılır durumda. Mezun olanları görüyoruz, çok kötü yetişiyorlar. Bana göre İletişim Fakültesi öğrencileri birinci sınıftan sonra sürekli uygulamalı çalışmalı. Ya da okulda gazete çıkarılmalı. Staj zorunlu hale getirilmeli, ücretini de üniversite vermeli…
‘ÇALIŞAN GAZETECİLER İÇİN İLK KEZ BİR YASA ÇIKTI’
-Bildiğiniz üzere dün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü idi. Siz 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne özel neler söylemek istersiniz?
4 Ocak 1961… Çalışan Gazeteciler için ilk kez bir yasa çıktı. Gazeteciler çeşitli sosyal haklara kavuştular ve fikir işçisi kimliğini aldılar. Rahmetli Bülent Ecevit’in Çalışma Bakanı olduğu bu tarih bu mesleği yapanlar için Cumhuriyet tarihinin en önemli günüdür. 
‘HÜKÜMETİ TEHDİT ETTİLER’
Aynı tarihte İstanbul’daki gazete sahipleri, çalışan gazetecilere verilen bu haklarla gazete çıkaramayacaklarını belirterek hükümeti tehdit ettiler, daha da ileriye gidip gazete çıkarmayıp bir eyleme girdiler. Dönemin ihtilal hükümeti, yeni kurulan Gazeteciler Sendikası’na her türlü desteği vererek, gazete çıkartırdı. Yani patronların eyleminde gazetecilerin yanında yer aldı. Gazetenin Yazı İşleri Müdürlüğünü iki yıl önce kaybettiğimiz Hürriyet Haber Ajansı’nın eski Genel Müdürlerinden Hasan Yılmaer yapmıştı. Sendikanın çıkardığı bu gazete tüm Türkiye’de okurlara ulaştı, 4. gün patronlar 212 Sayılı basın İş Kanunu’nun çıkışına engel olmaktan vazgeçip gazetelerini yayınlamaya başladılar.
‘MESLEĞİ GÜVENSİZ HALE GETİRDİLER’
Bu olay Basın tarihimizin önemli günlerinden beridir.  Ancak zaman içinde çalışan gazetecilere 212 Sayılı Yasa ile verilen haklar yavaş yavaş tırpanlanmaya başladı ve Geleneksel Gazeteciler Günü de meslek örgütleri tarafından kutlanmaz oldu. Bu olaylar güvenilir gazetecilik mesleğini en başta güvensiz ve saygı görmeyen bir meslek haline getirdi. Çalışanların ücretleri düştü, para kazanmak için başka yollar deneyenler çıktı. Bugün bakıyorsunuz yaygın basında 5-6 gazete kelimesi kelimesine aynı manşetle çıkıyor. 
-Genç meslektaşlarınıza vermek istediğiniz bir mesaj, tavsiye var mı?
Genç gazeteci kardeşlerime 60 yıl önce Sedat Simavi’nin söylediklerini aynen tekrarlıyorum: ‘Genç Gazeteciler; Gazetecilik zor ve meşakkatli bir meslektir. Ama bir o kadar da Ωevklidir. Kalemine daima sadık ol, sakın satma gerekirse kır’


‘PANDEMİDE 100’ÜN ÜZERİNDE GAZETE KAPATILDI’
-Bildiğiniz üzere tüm dünya pandemi ile mücadele ediyor. Pandeminin gazetecilere etkisi ne oldu? 

Pandemi süreci şüphesiz başka sektörler gibi medyayı da olumsuz etkileri. Gazete sahipleri artan girdi maliyetleri ve kamu ihalesi yapılmadığı için azalan resmi ilanlar yüzünden sıkıntı yaşadı. Pandemi sürecinde 100’ün üzerinde gazetenin kapandığı biliniyor. Basın, İlan Kurumu’nun illerde haftada bir gazete çıkarılması iznine rağmen, hükümetin diğer sektörlere yaptığı kredi ve karşılıksız katkı maalesef medya sektörüne uğramadı. Patronların sıkıntısı ilk önce gazetecileri etkileri, Anadolu’da gazeteciler ya devletin verdiği yarım maaşa razı oldu, ya da işsiz kaldılar. 
‘PANDEMİYLE RUTİNLEŞEN HAYAT ZOR DA OLSA ÇEKİLİYOR’
-Bir gününüz nasıl geçer? Güne nasıl başlarsınız ve programlarınızı nasıl organize edersiniz?

Güne kalkar kalkmaz bir büyük bardak limonlu su içerek başlarım. Ardından kahvaltı öncesi filtre kahve… Kahvaltı sonrası hemen bilgisayarın başına geçer, internet gazetem için gündemi takip ederim.  Öğleden sonra büroya gidip, çevreyi, haberleri koklarım… Atlatma haberler de çıkar tabi… Akşam yemek sonrası haberleri dinler ve biraz da kitap okumaya zaman ayırırım. Pandemi ile rutinleşen hayat zor da olsa çekiliyor işte…
‘YENİDEN SAYGINLIK KAZANMAK İÇİN EL BİRLİĞİYLE ÇALIŞMALIYIZ’
-Son olarak eklemek istediğiniz bir şey, bizim aracılığımızla Antalya ve Alanya halkına vermek istediğiniz bir mesaj var mı? 

Yeniden gazete ve gazetelerin saygınlık kazanması için elbirliği ile çalışmak zorundayız. Anadolu’daki meslek örgütlerinin kimliklerini kaybetmemesi lazım. Yaygın basında olup bitenleri Anadolu’da bizler örnek almamalıyız. Böl, parçala yönet zihniyetindeki siyasetçilerin kurbanı olmayalım. Bizi düştüğümüz bu çukurdan ancak biz çıkarırız. Bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.  


Erdoğan Kahya kimdir?

1951 yılında Emirdağ’da doğan Kahya, gazeteciliğe ilk olarak 1969 yılında, Milli İrade Gazetesi’nde başladı. 
Sırasıyla Eskişehir’de Sakarya, Son Olay, TRT, Hürriyet Haber Ajansı’nda muhabir, Yazı İşleri Müdürü, Bölge Temsilcisi olarak görev yaptı. Erdoğan Kahya, 1971 yılında Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) Eskişehir Şubesi’nin kuruluşunda görev aldı ve 3 yıl Genel Sekreterlik yaptı. Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti’nde de 1975-80 yılları arasında Genel Sekreterlik görevinde bulundu. 
1980 yılı mart ayında Hürriyet Haber Ajansı Eskişehir Bürosunda istihbarat şefi olarak çalışırken Hürriyet Antalya Bürosuna temsilci olarak atandı. 18 yılın ardından 1993 yılında Kahya bu kurumdan emekli oldu. 1984 yılında Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Toplam 16 yıl Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüttü. 2006 yılı Aralık ayında başkanlık görevinden ayrıldı. Türkiye, Ankara, Eskişehir Gazeteciler Cemiyetleri ile Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) üyesi, Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Basın Vakfı Yönetim Kurulu üyesi. İki dönem Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü Basın Kartları Komisyonu’nda Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nu temsilen görev aldı. 
1994 yılından itibaren Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun kuruluş çalışmalarına katılan Kahya, 1997 yılında kurulan federasyonda Kurucu Genel Başkan Yardımcısı ve Genel Sekreter olarak 10 yıl görev aldı. Kahya 1982 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından fotoğraf dalında yılın gazetecisi, 1984 yılında da Ankara Gazeteciler Cemiyeti tarafından yılın gazetecisi seçildi.
Hürriyet Akdeniz ve Sabah Akdeniz gazetelerinin ilk yayın hayatına girişinde yönetici görevini üstlendi. 2000 yılında girdiği Dünya Gazetesi Antalya Bölge Temsilciliği görevini Bölge Koordinatörü olarak 2010 yılında noktaladı. ETV, Akdeniz TV ve V TV’de programlar yaptı. Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (ANSİAD) Basın Danışmanlığı'nı yürüttü. Halen Antalya Milletvekili Hasan Subaşı’nın basın danışmanlığını yapıyor. Ayrıca 14’üncü yılını dolduran, www.antalyabugun.com.tr haber portalını yönetiyor.
2014 yılında Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin Antalya Ölçeğinde Çevre Hizmet Ödülü’ne layık görüldü. Halen Antalya Spor Vakfı’nda Mali Asbaşkanlık, Antalya Yetim ve Muhtaç Çocuklar Vakfı Yönetim Kurulu üyeliği. Antalya Dostlar Platformunun Dönem Başkanlığı, Antalya Gazeteciler Cemiyeti Basın Meclisi Başkanlığı ve Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun Yüksek İstişare Kurulu Başkanlığı görevlerini yürütüyor. Ayrıca Kahya’nın ‘Sevgiye Seda’ isimli bir şiir kitabı ve çeşitli gazetelerde yayınladığı ‘Antalya’nın Kahyası’ isimli iki kitabı bulunuyor. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner2