Prof.Dr.Hüseyin Sipahioğlu, 01.08.1982 tarihinde üniversite rektörlüğünden emekli olur. Emekli olduktan sonra bilimsel çalışmalar konusunda daha verimli olur düşüncesi ile Antalya’ya yerleşir. Orada da bir muayenehane açar ve çalışmalarına devam eder. Ancak Alanya’daki muayenehanesini hiçbir zaman kapatmaz. Zaman zaman geldiği Alanya’da hastalarını muayene ve kontrol eder. Akdeniz Anemisi (talasemi) konusunda toplumda farkındalık oluşturmak için çalışmalarını sürdürür.
Antalya’da Türkiye’de bir ilk olan Akdeniz Talasemi Derneği’ni kurar, toplumu bilinçlendirir ve tedavi çalışmaları yapar. Bu derneği kurduktan sonra “Talasemi” ülke genelinde gündeme gelir. Bu konu ile ilgili kitapları, çok sayıda tebliğ ve makalesi yayınlanır.

1999 yılında Alanya Belediye Başkanı olan ve üç dönem başkanlık yapan yeğeni Hasan Sipahioğlu belediye başkanı olunca, Başkan Hasan Bey’e telefon açar; “Hasan, hayırlı olsun ziyaretine geleceğim. Ve senden bir şey isteyeceğim, onu yapacaksın” der. Hasan Bey; “Olur amca, buyur gel” der ve belediye binasının kapısında “Hoş geldin” diyerek karşılar amcası Rektör Hüseyin Sipahioğlu’nu. Henüz belediye binasına çıkmadan söyler; “Hasan, bundan sonra evlenecek her çiftten birisinin mutlaka talasemi testini isteyeceksin” der. Belediye Başkanı Hasan Bey de bir sağlık profesörü olan amcasının bu talebini uygulamaya başlar. Yalnız o tarihlerde Alanya’da bu testi yapabilen, sadece Güler Tıbbi Laboratuvarı vardır. Bu testin uzun süre alması ve ekonomik anlamda vatandaşa ek yük bindirmesi ilk başlarda memnuniyetsizlikle karşılanır. Her yeniliğe karşı bir tepki olduğu gibi, kimi vatandaşlarımız da tepki de gösterir. Ancak sağlıklı nesiller için bu testin önemi anlatılınca da “teşekkür etmeyi” ihmal etmezler. Daha sonraki yıllarda devletimiz yasa çıkararak evlenecek çiftlerin sadece birisinden değil, her ikisinden de Talasemi Testi istenmesini zorunlu hale getirmiştir. Bir bilim insanı olarak toplum yararına olan bu uygulamalar her zaman onu mutlu etmiştir. Sadece Talasemi değil birçok hastalık üzerine araştırmalar ve çalışmalar yapar.

Antalya’da Akdeniz Üniversitesi’nin kurulmasına öncülük eder. Üniversite kurulması ile ilgili dernek/vakıfta görev alır. Yapılması gerekenleri anlatır, tecrübelerini paylaşır. Daha sonraki süreçte yılların birikimi kütüphanesini de Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesine bağışlar.

Turizmin gelişmesi ve tanıtımı ile ilgili çok çaba sarfeder. Mesleği icabı yurtdışına çok sık gidip gelir. Bunun için turizmin önemini ve ülke ekonomisine sağladığı katkıyı ilk fark edenlerden olur. Alanya’da ilk turistik otellerden birisini (Alanya İnternational Motel) o açar. Akademik kariyeri boyunca yurtiçi ve yurtdışından gelen bilim adamlarını hep kendi otelinde misafir eder. Zaten akademik anlamda yaptığı çalışmaları onlarla değerlendirerek, Türkiye’de zor olan bir şeyi başarır. Üniversite dışında kendi çabasıyla inceleme ve çalışmalar yaparak profesör oluyor.

Alanya’mızın Haşim Hocası Haşim Yetkin, bu konuda şunları ifade ediyor; “Doktor Sipahioğlu otelini genellikle tıp fakültelerinden gelen akademisyenlere açardı. Onlarla fikir teatisinde bulunurdu. Alanya Devlet Hastanesinde kendi yetiştirdiği yardımcıları vardı. Kazım Kucur ve Ağaçbacak lakaplı, Ahmet Çetinkaya iyi yetişmiş sağlıkçılarıydı. Onlarla beraber Alanya’da geceleri adeta evlere baskın yaparlardı. Bilimsel tez hazırlayıp sunmak için, önceden bildikleri fil hastalığına yakalanmış ve ayakları şişmiş olan hastaların evlerine gece vakti habersiz giderler ve hemen orada kan alıp, laboratuvara götürürler test yaparlardı. Ben de buna birkaç defa şahit oldum. Ayrıca muayene ücretlerini de yarıya düşürmüştü. Araştırma onun için çok önemliydi. 1974 yılında ben rahatsızlanmıştım. Sipahioğlu rahatsızlandığımı duymuş ve hemen yardımcısı Kazım Kucur’u bizim eve göndermiş. Ona demiş ki, hemen Haşim Hoca’nın bir elektrokardiyografını çek gel demiş.” Daha sonra Haşim Hoca; “Doktorum niye kendini böyle yordun ben gelirdim” deyince “Hocam senin Alanya’nın tanıtımına ve turizme çok hizmetin var. Sen bizim için değerlisin” der. Rektör Sipahioğlu’nun Haşim Hoca hakkındaki görüşleri bir bilgenin veciz sözünü hatırlattı; “Hizmet edene, hizmet edilir” özdeyişi büyük anlamlar içeriyor aslında.

20. Yüzyıl’da turizmin yaygınlaşması ile, 1981’de insanlık yeni bir hastalıkla tanıştı. Çağımızın vebası olarak nitelenen bu hastalığın adına kısaca AIDS denildi. Prof. Sipahioğlu, Antalya’nın da bir turizm kenti olması hasebiyle Antalya’daki muayenehanesinde bu hastalık üzerine yoğunlaşır. Bu konuda bir bildiri hazırlar ve 1985 yılında İzmir’de gerçekleştirilen Tıp Kongresinde bir konferans verir. Bu konferans medyada geniş yankı bulur. 1985 yılında İstanbul’dan bir hasta Doktor Sipahioğlu’nu telefonlar arar ve Antalya’ya gelir. Yapılan testlerde ve muayene sonucunda hastanın HIV virüslü olduğu görülür. Hatta Almanya’da tanıdığı bir profesöre de test için numuneler gönderir. Hacettepe Üniversitesine de numune gönderir. Sonuçlar gelir ve sanat camiasından olan 36 yaşındaki bu kişinin testi ne yazık ki pozitif çıkar. Türkiye’de ilk defa AIDS Hastalığı teşhisini koyan ilk doktor olarak tarihe geçer. Bu olay üzerine hastasına şöyle der; “Türkiye’de ilk defa olan bir hadise ile karşı karşıyayız. İlk olması nedeniyle ismini açıklamadan basına bildireceğim” deyince hasta; “Peki, o zaman patronum duymasın” der. Doktor da öyle yapar. Ancak Hürriyet Gazetesinin o dönemdeki Antalya muhabirlerinden Mehmet Yönden derinlemesine bir araştırma ile (otobüs yolcularının araştırılmasından) bu hastanın sanat mensubu olmasından kişinin kim olduğunu saptar. Hürriyet Gazetesi de bu haberi manşetten yayınlar ve Türkiye’de gündem olur. Hasta olayı yalanlar, hasta değilim ayaktayım şeklide cevaplar verir. Ancak yedi yıl sonra 15 Haziran 1992 tarihinde İstanbul Haseki Hastanesi AIDS Kliniğinde hasta vefat eder. Hastanın ismini Türk kamuoyuna, zamanın Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna, Murtaza Elgin olarak açıklar. (Sipahioğlu H., Prof.Dr., Anılarım, 1997-Antalya.)

AIDS Hastalığı ile ilgili toplumda bilinçlendirme ve farkındalık faaliyetleri konusunda hayatının sonuna kadar çaba harcar. 1996 yılında merkezi Alanya’da olan “Akdeniz AIDS’den Korunma Derneği (AKOD)”ni kurar. Bu konuda görsel ve yazılı medya açıklayıcı ve bilgilendirici mesajlar verir. Bilimsel makaleler ve tebliğler yayınlar. O illetin Türkiye’de önlenmesinde büyük savaş verir. Toplumda farkındalık oluşturmak için her platformda bu konuyu anlatır ve gündemde tutar. Bunun üzerine adı Türkiye’de AIDS Profesörü olarak anılmaya başlar.

Tarıma çok önem verir, bu alanlarda da çok çalışmaları olur. Öğrenciliğinden buyana çalışmak ve üretim onun karakteri olmuştur. Üretmeden duramaz adeta. Babadan ve aileden gelen ilgiyle olsa gerek Alanya’da muz üretiminin daha iyi yapılması ve ticaretinin geliştirilmesiyle ilgili çalışmalar yapar.


Alanya’daki muz üreticileri ile beraber, 1991 yılında Akdeniz Muzcular Derneği’ni (MUZDER) kurar ve başkanlığını yapar. “AGA (Alanya-Gazipaşa-Anamur)” adıyla pazarlanan muzun markalaşmasına ve gelişmesine önderlik eder. Kendisi de muz bahçesi yapmak için topografik özelliği ile, Alanya’nın meşhur açık hava muzunun yetiştiği Karagedik bölgesinden arazi satın alır. Muz bahçesi yaparak bu emelini de gerçekleştirir.

-Devamı yarın