• BIST 108.434
  • Altın 151,670
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • Antalya 20 °C
  • Ankara 14 °C

Yontulmuş odun olmak puşt olmaktan iyidir…

İbrahim İpbüker

Kim dedi, nerede, ne zaman kimin için dedi tam olarak bilemiyorum ama eskilerden kalma “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” diye bir laf var hani, bilirsiniz…

Karşı karşıya, göğüs göğse, “bileğinden ve yüreğinden” aldığı güçle mücadele edilirken, tüfeğin icat olmasıyla “kalleşçe arkadan vurulma” olayları olmuş olacak ki, bu laf yumurtlanmış diye düşünüyorum…

Ama yanlış, ama doğru bilemem, bu sadece şahsımı bağlayan bir düşünce…

Son zamanlarda bu laf sık sık aklıma gelir oldu…

Özellikle de sosyal medyayı takip ederken…

Adına “sosyal medya” denilen sanal ortamda insanların birbirlerine “laf çakma” yarışlarını izlerken, tanık olurken…

Birilerini “ima ederek” laf sokma çabalarını görürken…

Aklıma hep bu laf gelir işte…

“Tüfek icat oldu mertlik bozuldu”…

Bu sosyal medyada “laf sokma” olayına “curk” diye uyuyor aslında…

Şöyle ki…

İnsanlar, eşinin, dostunun, sevgilisinin, yavuklusunun ya da ne bileyim komşusunun “yüzüne söyleyemeyeceği” lafları bu sanal ortamda paylaşarak, ruhlarını tatmin etmeye çalışıyorlar…

Ortaya yumurtladıkları lafın kendi beyinlerinden çıkmış olup olmamasının da hiç önemi yok…

Sağdan soldan kopyalayıp yapıştırmak yeterli…

Kusura bakmasınlar ama bu eylemi daha çok “kadın milleti” yapıyor…

Erkeklere oranla “duygusal anlamda” fersah fersah ileride olan kadın milleti, yaşadığı her hangi bir olumsuzluk karşısında “vitesi atar atmaz” kendini sosyal medyaya vurup, mesaj üstüne mesaj paylaşıp, ruhunu temizliyor adeta…

Bu söylediklerim yanlış anlaşılmasın aman…

Durduk yerde “kadın milletine” çamur atıp, başımı belaya sokmak niyetinde filan değilim…

Kadın milletine karşı “savaş açacak” kadar ne yürek, ne cesaret ne de gerekli heybete sahip o kıç var şahsımda…

Bu anlamda sahip olduğum en kıymetli şey “haşmetli göbeğim”…

Onunda gücü yetmez zaten kadın milleti ile uğraşmaya…

Eğer buraya kadar sürç-i lisan ettiysem affola…

“Kadın milletinin tepkisini” almamak adına mevzuyu biraz “yumuşattıktan” sonra tam gaz devam edelim…

Dün, bir hanımefendinin paylaştığı şöyle bir mesaj dikkatimi çekti misal…

“Bir kadın gülmeyi unutmuşsa, arkasında çok başarılı bir öküz vardır”…

Haydi bakalım, buyurun buradan yakın…

Her ne kadar bazı ortamlarda “erkekten sayılmasam da” nüfus cüzdanının rengi “mavi” olan ve cinsiyet hanesinde “erkek” yazan birisi olarak, erkek milletini buradan uyarıp, bazı mesajlar vermek boynumun borcu olsa gerek…

Ey erkek milleti, sana soruyorum…

Bu kadın milletinin gözünde neden “öküz” durumuna düşürürsün kendini…

Ya da gerçekten hak eder misin bunu…

Sizi bilmem ama şahsım adına gerçekten hak ettiğimi düşünmüyorum…

Benden “öküz olmaz”, olsa olsa “odun” olur…

Malumunuz, bu kadın milletinin gözünde “odunluk” erkek milletine tahsis edilmiş en önemli makamlardan birisi…

Odun işte, bildiğiniz odun…

Bu mertebe de kendi arasında ikiye ayrılır aslında…

Yontulmuş odun ve yontulmamış odun…

“Yontulmamış” odun, ağacın kesildikten sonraki ilk hali, “işlenmemiş” ham durumu…

“Yontulmuş” odun ise dalları budakları temizlenmiş, kabuğu soyulmuş, ne işe yarayacağı tespit edilmiş, az çok “şekil” verilmiş hali…

Özellikle akşamları, başka “kimsesi olmadığı” için kendi kendisiyle konuşup, sı sık “özeleştiri” yapmayı alışkanlık haline getirmiş birisi olarak kendimi hep az da olsa “yontulmuş odun” yerine koyarım şahsen…

Gerekirse yiğidi öldürürüm ama hakkını asla yemem…

Bu anlamdaki tek “tesellim” de bu zaten…

“Yontulmuş odun” olmak…

Kadın milletinin gözünde “ayı, öküz, yontulmamış odun, kütük” gibi uzayıp giden unvanlar arasında kendimi “yontulmuş odun” makamına oturttuğum için çok şanslı olduğumu hissederim hep…

İçimdeki bir ses, bu şansın bir gün güleceğini söyler durur…

Bu sese inanayım mı inanmayayım mı inanın bilmiyorum…

Son zamanlarda kendimi “iki cami arasında kalmış beynamaz” gibi hissediyorum çünkü…

Yok yok, düşündüğünüz gibi “iki kadın arasında kalmak” gibi bir durum değil bu…

Abi, baba, amca, hala oğlu, dayı oğlu, emmi oğlu ya da ne bileyim “dost” olmak…

Veya “sevgili olmak, can olmak, her şey olmak”, bütünleşmek…

Sevmek “dokunmaktır” çünkü, hissetmektir…

Bu anlamda kafam karışık biraz…

Hangi yolu tercih etmem gerektiğini bilemiyorum doğrusu…

Yontulmuşundan da olsa, “odun olmak” işte böyle bir şey sanırım…

Varsın olsun…

En azından “puşt” olmaktan iyidir…

Mutlu, keyifli, huzurlu ve sevgi dolu pazarınız olsun…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Gerçek Alanya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 513 6 513