• BIST 106.991
  • Altın 151,481
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • Antalya 16 °C
  • Ankara 3 °C

Teyze Kızı Emine için düello teklif ettim…

İbrahim İpbüker

Fırıncı Çırağı Parlak Yaşar’a gönlünü kaptırdığı için benim gibi oldukça “karizmatik ve şöhretli” bir gencin “yavuklusu” olma şansını elinden kaçıran Emine ile, yurt dışında yaşayan teyzesinin kızı Emine’yi yan yan yürürken  gördük ya, hay görmez olsaydık…

O dakikada, beynimle vücudum arasındaki dengeyi sağlayan kayış koptu gitti…

Mahalledeki “en yakın silah arkadaşım” olan Dana Memed’in kayışı zaten “doğuştan kopuk”…

Durum böyle olunca birbirimize ters ters bakmaya başladık…

Dana Memed bu…

Kafaya bir şeyi taktığı zaman asla ama asla vazgeçmez…

Geçen haftaki yazıyı okuyanlar hatırlayacaklar…

Bizim Dana Memed, Teyze Kızı Emine’yi benden önce birkaç saniyeliğine de olsa gördüğü için “benim hakkım” diye tutturdu…

Şimdiki gençler belki bilme bunu…

O dönemlerdeki aşkların adı böyle konurdu…

“Önce ben gördüm”…

Caddede yürürken karşıdan üç tane kız geliyor diyelim, içlerinde “en güzel ve seksi” olanı da ortada yürüyor…

“Ortadaki benim” lafını kim önce yumurtlarsa en güzel kıza “asılmak” hakkı sadece onun olur…

Bu raconu bildiğim için Dana Memed’e karşı önce “alttan aldım”…

“Bu kız bize yaramaz, hem ailesi yurt dışında yaşıyormuş, üç gün sonra gidecek buralardan” filan diyerek vazgeçirmeye çalıştım…

Her ne kadar isminin başında “Dana” tanımlaması olsa da bu tür konularda en az benim kadar “tecrübeli” olduğu için yemedi tabi bu taktiği…

“Ben anlamam birader, yengen olur” dedi de başka bir şey demedi…

En zayıf noktasından vurmak için, Alaaddin Tepesi’nin hemen önünde konuşlanmış seyyar arabalarda yapılan ve lezzeti hala damağımda duran “tükürük köfte” ısmarlamayı teklif edip, “gel bu konuyu orada konuşalım” dedim…

“Acil durumlara” karşı cüzdanın bir köşesine attığım zuladaki, adına “fitil” dediğimiz  harçlığı gözden çıkarıp, soluğu köftecinin önünde aldık…

“İki yarım tükürük köfte” siparişi verip, küçük sandalyelere attık kendimizi…

Bizim Dana Memed’in beyni “yemek yerken çalışmayı durdurduğu” için tek umudum bu yöntem…

İkinci, bilemediniz üçüncü yarım ekmek arası tükürük köftede “pes edeceğinden” emindim…

Ama olmadı maalesef…

Dördüncü yarımı yerken bile, “yengen olur” demeyi sürdürdü…

Olan da benim cüzdandaki fitile oldu…

Köfteciden ayrıldıktan sonra karnını okşaya okşaya “çok yimişsik birader” diyen Dana Memed’i bu yöntemlerle kandıramayacağımı tecrübe ettikten sonra, “düello” teklifinde bulunup, “kim kazanırsa Teyze Kızı Emine onun” dedim…

Suratıma saf saf bakıp, “nasıl olacak bu iş” diye sordu…

“Sarı Camii’nin önünden, Emine’nin evine kadar koşacağız, kim kazanırsa Teyze Kızı Emine’yi alır” dedim…

O yıllarda Araplarspor’un “en hızlı sağ açığı” olduğumu bildiği için kabul etmedi…

Cüssesine  güvenerek, “koşmayalım, Emine’nin evinin önünde güreşelim” teklifinde bulundu…

Bununla bizim evin arka bahçesindeki üzüm puştalarında daha önce çok güreş tuttuk…

Her defasında belimden tuttuğu gibi ters çevirip, “fukara sümüğü” gibi yapıştırdı beni yere…

Bunu bile bile, “tamam ulan” dedim, “varım, güreşelim”…

Kendime değil ama, teyze kızı Emine’ye olan aşkımdan alacağım “manevi güce” güveniyorum…

İki gün sonrası için randevulaştık…

Dana Memed daha önceki güreşlerin sonuçlarına güvendiği için oldukça rahat tabi…

“Sinek gibi yapıştırırım bunu” diye düşünüp, hiçbir hazırlık yapmıyor…

Günde üç öğün “domates ekmeğe” vurup, düello saatini bekliyor…

Ama ben iki gün boyunca resmen kampa aldım kendimi…

Evdeki ders kitaplarımın bulunduğu dolabın en ücra köşelerinde sakladığım “Yüzbaşı Tommiks” arşivini çıkarıp, o “çelimsiz haliyle” koca koca adamları nasıl yerle bir ettiğini incelemeye başladım…

Güreş sporunda olay sadece “fiziki güç ya da kiloda değilmiş”, önce bunu çözdüm…

Rakibine karşı çok daha “akıllı” olacaksın…

İlk dakikalarda maruz kaldığın atakları ve hamleleri “boşa çıkartıp” rakibini yoracaksın önce…

Sonra da “aşağıya doğru tek dalıp” bir omuz darbesiyle yatıracaksın yere…

Kendimi kampa aldığım iki gün boyunca bu taktiği adeta “nakış işler gibi” işledim beynime…

Kendimi öyle kaptırmışım ki, bir ara babam, nam-ı diğer Kel Ali’ye bile “tek dalmayı” denedim…

Suratımda patlayan “Osmanlı tokatıyla” feleğim şaştı o başka…

Her neyse, mevzuyu fazla uzatmayalım…

Bizim düello günü ve saati geldi çattı…

Emine’nin evinin hemen yanındaki mahalle bakkalı Kör Sait’in dükkanının önüne serdik beyaz şeker çuvallarını…

Mahallenin gece bekçisi “Topal İsmail” in düdüğü ile de bizim düello başladı…

Başlamasına başladı ama gördüğünüz gibi bugünlük yerimiz bitti…

Düellonun nasıl geçtiğini ve kimin kazandığını da haftaya pazar günü anlatırım artık…

Keyifli pazarlarınız olsun…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Gerçek Alanya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 513 6 513