• BIST 107.212
  • Altın 151,535
  • Dolar 3,6828
  • Euro 4,3280
  • Antalya 29 °C
  • Ankara 18 °C

Hay dilimi eşek arısı soksun emi…

İbrahim İpbüker

Övünmek gibi olmasın ama, ilkokul birinci sınıftan, liseyi bitirene kadar hep “sınıf başkanlığı” yapmış bir öğrenciydim…

Ama “atamayla” ama “seçimle” bu görev hep bana nasip oldu…

Özellikle bizim kuşaktan olanlar çok iyi hatırlayacaklardır…

İlkokuldan liseye kadar uzanan süreç içerisinde, sınıf başkanlarının “en önemli görevlerinden” birisi, ders başlamadan, daha doğrusu öğretmen sınıfa girmeden, sınıfın “sessiz” bir şekilde beklemesini sağlamaktı…

Ben diyeyim üç, siz deyin beş dakikalık bu sürede sınıftaki öğrencilerin konuşması yasaktı nedense…

Sessizliği sağlamakla yükümlü olan sınıf başkanları, önünde dikildiği “kara tahtanın” tam ortasına kocaman bir “K” harfi (konuşanlar demek) yazıp altını çizer, konuşanların isimlerini bu çizginin altına tek tek yazardı…

Öğrencilik yaşamı “sınıf başkanlığı” yaparak geçmiş bir delikanlı olarak, “en sevmediğim görev” buydu gerçekten…

Kendimi hep “ispiyoncu” gibi hissederdim…

Kaldı ki, sınıftaki en yakın “silah arkadaşlarım” ya da ne bileyim, gönlümü kaptırdığım “yavuklu adaylarım” ile sırf bu yüzden “kavga ettiğim”, aramın bozulduğu da çok olmuştur…

Tam bir “görev adamı” olduğum için, konuşan kim olursa olsun, gözünün yaşına bakmaz, ismini kara tahtaya adeta kazırdım…

Her neyse…

Sınıfa giren öğretmenlerin hepsi de, kara tahtada ismi yazılı olan öğrencileri mutlaka ama mutlaka bir şekilde cezalandırırdı…

Bir tek Allah’ın kulu çıkıp da, “yahu tabi ki konuşacaklar. Bu çocuklar bu yaşlarda konuşma, tartışma, gerekirse sorgulama kültürü kazanacaklar. Konuşmak, susmaktan çok daha iyidir, bırakın konuşsunlar” demedi…

Konuşmak hep “korkuttu” o öğrencileri…

“Koyun gibi susmak, hiçbir şeye karşı gelmemek” kültürüyle büyüdüler…

 “Kendisine ceza verebilecek bir güç” karşısında ağızlarını bıçağın bile açmaması gerektiğini kazıdılar beyinlerine…

Durum böyle olunca, “konuşamayan, sorgulamayan, tartışamayan” bir nesil yetişti…

Bu genellemeye bizim kuşaktan olan herkesi “dahil etmek” elbette doğru olmaz…

Aralarında zaman zaman “kayışı koparma noktasına” gelip, kendini tutamayan vatan evlatları da var…

Tıpkı şahsım gibi misal…

Lise öğrencisiyken ilk adımlarımı attığım “gazetecilik” mesleğinin de verdiği “cesaretten” kaynaklanan “gazlama durumları” nedeniyle, “dilimi tutamayıp başımı belaya sokmuşluğum” çoktur doğrusu…

Tam da “hay dilimi eşek arısı soksun” lafına denk gelen türünden hem de…

Ne yalan söyleyeyim, en çok da zaten oldukça “kısıtlı” olan “aşk hayatımı” etkilemiştir bu durum…

Aşk-meşk konularına, yaradılış itibarı ile ağırlıklı olarak “duygusal” baktığım için “zor aşık olabilen”, bir başka deyişle “ayran gönüllü olmayan” bir erkek olarak, zaten “oldukça zor hissedebildiğim” bu duyguların kıymetini bilemedim gitti…

Bekar bir erkek olarak kadın milletine kendimi “ispiyon etmem” gerekirse, “burnundan kıl aldırmayan” bir karaktere sahip olduğum için, doğru bellediğim ne varsa “pat diye yumurtlayıveririm”…

Lafın nereye gideceğini, yaradılış itibarı ile oldukça “hassas” olan kadın milletinin, ağzımdan çıkanları “yanlış anlayıp anlamayacağını” hiç hesap etmem…

“Saldım çayıra, mevlam kayıra” hesabı, dilimin kemiği yoktur yani…

Zaman zaman aynanın karşısına geçip, “işte bu patavatsızlığın nedeniyle hayatının ikinci baharında hala yalnız kovboy rolünde oynuyorsun” diye kendi kendime hesap sormuşluğum da çoktur…

Lafı döndürüp dolaştırıp, sosyal medyanın bugünkü durumuna getirecektim ama yine gevezeliğim tuttu ve mevzu uzadı, farkındayım…

En iyisi yazının “finaline” doğru balıklama bir “dalış” yapıp, olayı bağlamak…

Özellikle facebook ve twitter üzerinden, birilerine “laf sokmak” adına adeta “yarış halinde” olan milyonlarca insan var, malumunuz…

Bunların pek çoğu da bizim kuşaktan sonra gelen, bize göre daha genç yaşta olan baylar ve bayanlar…

Akıllarına geldikçe “sallıyorlar” sağa sola…

Bunların halini gördükçe bıyık altından gülüp, “nasıl olsa hesap soran, düşündün, konuştun, sorguladın, laf söyledin diye ceza veren kimse yok” diyorum…

“Sıkıyorsa gelin de benim başkanı olduğum sınıfta konuşun” diye iç geçiriyorum…

Bizim kuşağın “hayata karşı sessiz kalmayı tercih etmiş” evlatları adına da kıskanıyorum…

Sosyal medya denilen o “sanal ortamın” arkasına “gizlenmeden” düzgün ve medeni bir şekilde düşüncelerini ifade edebilenleri de çok seviyorum…

Düşünmek, sorgulamak, “medeni bir şekilde tepki göstermek” hayatın içinde olması gereken en önemli şeyler çünkü…

“Taklit” etmeden ama, kendiniz “özünüz” olarak…

Aksi takdirde “gülünç” oluyorsunuz…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Gerçek Alanya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 513 6 513