• BIST 108.434
  • Altın 151,670
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • Antalya 20 °C
  • Ankara 14 °C

Göbeğimi hem seviyorum hem de gıcık oluyorum…

İbrahim İpbüker

Her ne kadar benden bir adım önde giden “haşmetli göbeğimi” görenler öyle zannetse de, “boğazına çok düşkün” bir adam filan değilim aslında…

“Gariban bir işçi ailesinin” çocuğu olarak büyüdüğüm için, yıllar öncesine dayanır “boğazına düşkün olmama” huyları…

Sokak sokak sürtüp, karnımın acıktığını hissettiğimde hemen eve koşardım…

“Annee karnım acıktı” dediğimde bir elime “yarım ekmek” diğer elime de bir tane “domates” tutuştururdu Sevim hanım, yani annem…

Olmadı, arasına “yoğurt sürülmüş” yarım ekmek…

Sabah, öğle, akşam gibi yemek öğünlerim yoktu…

Daha doğrusu ailemin vardı ama ben uymazdım hiç…

Benim için “öğün” demek, “karnımın acıktığı” zaman demekti…

Bu nedenle babam, nam-ı diğer “Kel Ali’den” dayak yemişliğim de çoktur…

Yaş itibarı ile “dayak yeme” alışkanlığım kalmadı belki ama, yemek yeme anlamındaki prensibim hala aynı…

Kırkı küsur yaşına gelmiş bir adam olarak, hayatımdaki en “istikrarlı” prensiplerimden biri de bu zaten…

“İstikrar abidesi” olduğum birkaç tane daha konu var ama şimdi yumurtlamanın yeri ve zamanı değil…

Zamanı gelince anlatırım onları da sıkıntı yok…

Her neyse, mevzuyu dağıtmayalım…

En başta da dediğim gibi, çocukluğunda “domates ekmek” yiyerek büyümüş, “boğazına çok düşkün olmayan” bir adam olarak, bünyemdeki “haşmetli göbeği” nasıl besleyip, büyüterek bu kıvama getirdim bir türlü anlayabilmiş değilim…

Uzun yıllardan beri “yalnız yaşayan” ve hala “yalnız yaşamakta” olan bir adam olarak, zaman zaman aynanın karşısına geçip, incelerim kendimi…

Ve sorular sorup, not veririm…

“Sen güzel bir kadın olsaydın, böyle haşmetli göbeği olan bir herife pas verir miydin” diye sorarım misal…

Kafamdaki “soru cümlesi” daha bitmeden de cevabını yapıştırırım hemen…

“Yürü git birader, evde erkek mi besleyeceğim, yoksa dana yavrusu mu” diye…

Haşmetli göbeğimi her ne kadar “seviyor” olsam da, işte bu nedenle zaman zaman “gıcık” olmuyor da değilim…

Gözüme kestirdiğim hiçbir kadına bir türlü “beğendiremiyorum” kendimi…

Hani derler ya, “dost başa, düşman ayağa bakar” diye…

Benimkisi böyle olmuyor işte…

Hangi hatunla tanışsam, ilk karşılaşmamızda gözleri direk benim göbeğe kilitleniyor…

Ayakla baş bölgesinin tam ortasına yani…

Bu nedenle “dost” bakışı mı yada “düşman” bakışı mı kavrayamıyorum…

Durduk yerde kafam karışıyor…

Kafam karışınca “kayış kopuyor”…

Kayış kopunca da zaten iş “çığırından” çıkıyor” ve onca emekler boşa gidiyor…

Şimdi diyeceksiniz ki, “e birader erit”…

Erimiyor işte mübarek, ne yapayım yani “ateşe mi tutayım”…

Bu konuda diyetisyen milletinden de şikayetçiyim aslında…

Birinin dediği diğerini tutmuyor…

Kimi günde 8-10 öğün yemek yemeyi tavsiye ediyor, kimisi de “iki öğün yeter” deyiveriyor…

Kimi “fazla meyve yemeyin” diyor, kimi şiddetle meyve tavsiye ediyor…

Kimileri de ısrarla “ip atlayın, spor yapın” diyor…

Demesi kolay…

“Bel fıtığından ameliyat olmuş birisi olarak, kolaysa gel sen yap” demek var ama, bu “dana yavrusu görünüşün” altında oldukça “kibar” bir ruh olduğu için diyemiyorum işte…

Velhasıl, bu diyetisyen milleti de benim haşmetli göbeğe “sağlıklı” bir yol bulamadı…

Eğer varsa “ben bu işi çözerim” diyen bir diyetisyen, her türlü teklife açığım, ayrı konu…

Bu “göbek mevzusuna” durup dururken girmedim…

Dün Alanya’da başlayan ve bugün sona erecek olan 25. Triathlon Dünya Kupası’nda yarışan sporcuları görünce “nevrim döndü”…

Bırakın göbeği, “bir insan vücudunda bir gram yağ olmaz mı” diye söylendim kendi kendime…

Kadını, erkeği hepsi de “tığ gibi” maşallah…

Ne yalan söyleyeyim, fena şekilde “kıskandım”…

Daha fazla kıskanıp, çatlamamak için de “eller arkada, göbek ileride” pozisyonunu alıp, yürüye yürüye gazeteye zor attım kendimi…

Ve dünkü tarihi kendi adıma “kara bir gün” olarak not düştüm…

“Ne yapıp edip, bu göbeği kesin eritmeliyim” ana fikriyle kendimi attığım gazetenin karavanasında çıkan pirinç pilavı ve taze fasulyeden ikişer tabak yedim…

Ama kesin kararlıyım…

Hem “aşk hayatımın” hem de “ruh halimin” düzelmesi adına bu haşmetli göbeği kesin eriteceğim…

Yoksa, pazar günleri için “aşk yazıları” çıkmayacak bu bedenden…

Çıka çıka böyle etli, butlu yazılar çıkacak…

Yapacak bir şey yok…

Biz çalışalım, siz pazar keyfi yapın…

İyi pazarlar…

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Gerçek Alanya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 513 6 513