• BIST 108.434
  • Altın 151,670
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • Antalya 20 °C
  • Ankara 14 °C

En büyük darbeyi Türk-Rus aşkları alıyor…

İbrahim İpbüker

“Uzun zaman oldu” diyecek kadar “uzun” olmasa da, bir süre ara verdik köşe yazılarına…

Gerçek Alanya Gazetesi’nin “geleceği” için “sağlam adımlar” atmak adına bazı projelere odaklandık bu süre içerisinde…

“Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik” lafına denk gelecek bir süreçteyiz şu anda…

İşin bu boyutunu zamanı geldiğinde daha “açık-seçik” bir dille izah ederiz, şimdilik “çok az kaldı, eli kulağında” demek yeterli…

İşte bu sürecin ardından “ilk yazıyı” yazmak “Sevgililer Gününde” kısmet oldu…

El alem sevgilisiyle, eşiyle el ele, kol kola, dudak dudağa gün kutlayıp, “cilveleşirken” bana da gazetede mesai yapmak, oturup köşe yazısı yazmak düştü…

Tam bu noktada, “yanlış anlaşılmasın şikayetçi değilim” filan diyemeyeceğim işin doğrusu…

Bendeki de “duyguları, hevesleri, arzuları, hayalleri” olan bir “can” sonuçta, “patlıcan” değil…

“Vermeyince Mabut, neylesin Mahmut” misali, olmadı mı olmuyor işte, yapacak bir şey yok…

Hem, bu konularda gerçekten “beceriksiz” olan “öküz”, başka bir ifadeyle “odun” hatta “kütük” kıvamında olduğumu defalarca izah etmiştim bu köşede…

Yani…

Yanisi şu…

Sevgililer Günü’nde kaleme aldığım bu yazıda, şahsıma ait anlatacağım hiç bir halt yok…

Hal böyle olunca ben de mevzuyu “Rus ve Türk” halkı arasında yaşanan aşklara bağlamaya karar verdim…

Malumunuz, iki ülkenin liderleri arasında yaşanan “gerginlik” nedeniyle ülkeler arasında bir “küslük” durumu var…

İşte bu “küslük hali” turizm, tarım, emlak, inşaat gibi sektörlerin yanı sıra “aşk-meşk” alanını da fena vurdu…

Türk erkekleri ve Rus kadınları biri birlerinden “mahrum” bırakıldılar maalesef…

Bu alandaki mevzular, tarihin derinliklerine kadar uzar gider aslında…

Oldukça “köklü” bir geçmişi vardır yani…

Misal, Osmanlı Sadrazamı “Baltacı Mehmet Paşa” ile Rus Çarı 1. Deli Petro’nun zevcesi “Katerina” dönemine kadar uzanır…

Kimi tarihçiler, böyle bir “ilişki” yaşanmadığını iddia etseler de, bu iddia bana çok inandırıcı gelmiyor doğrusu…

Şöyle ki…

Tarih sayfalarından edindiğim izlenimlere göre, Deli Petro’nun zevcesi Katerina, öyle çok “masum” bir karakter değil…

"Kötü yola düşmüş” fakir bir çamaşırcının kızı olarak, evinde çamaşırcılık yaptığı “Gluk” isimli Papaz ile “mercimeği fırına veren” Katerina, o dönemlerde İsviçreli bir askere de gönlünü kaptırır…

Papaz Gluk ile İsviçreli askeri “aynı anda idare etmeye” çalışırken durumu fark eden Papaz, kendi evinde Katerina ile bastığı askeri öldürür ve evini yakar…

Katerina ile Papaz korkularından dolayı Rusya tarafına geçerlerken, yüzbaşının birisi Katerina’ya el koyup, Papazı Moskova’ya şutlar…

Bir süre sonra devreye Genaral Menkişof girer ve rütbesinin gücünü de kullanarak yüzbaşının elinden aldığı Katerina ile gönül eğlendirmeye başlar…

Gel gelelim, biraz “kılıbık” olan General Menkişof, “karısının hışmından” korktuğu için, Katerina’yı Deli Petro ile ortak arkadaşları olan Genaral Şermiyetif'e paslar…

İşte o günden sonra da Katerina’nın şansı açılır…

Kaderin de cilvesi ile “kucaktan kucağa” dolaşan bir kadın iken, Rus Çarı Deli Petro’nun önce metresi, sonra da zevcesi olarak “Rus Çariçeliği” makamına kadar yükselir…

O yıllarda Osmanlı’nın Payitahtı olan İstanbul’a göz diken Rus Çarı Deli Petro’nun ordusu, başında Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa’nın bulunduğu Osmanlı Ordusu tarafından, “Prut Savaşı sırasında çembere” alınır…

Çıkış yolu bulamayan Rus Çarı Deli Petro, bu çember içinde çaresiz kalmışken, devreye zevcesi Katerina girer ve kocasına Baltacı Mehmet Paşa ile “pazarlık yapmaya” gitmek istediğini söyler…

Tarihçilerin yazdığına göre Deli Petro, zevcesi Katerina’nın ellerine sarılır ve aynen şöyle der…

“Sen hakikaten çok kıymetli bir kadınsın, ordumuzun çelik süngüleriyle halledemediği bir işi, kadınlık sihrinle halledeceksin”…

Kocasından da onayı alan Katerina, “gecenin zifiri karanlığında” bir şekilde Baltacı Mehmet Paşa’nın çadırına ulaşmayı başarır…

Verdiği emirle çadırı boşaltan Baltacı Mehmet Paşa’nın önünde eğilerek, kucağındaki hazineyi boşaltıp, “bu elmaslar ve ben seninim” der…

Mevzunun bu aşamasından sonra olayın “bire bir tanığı” olmadığı için “kesin” sonuca ulaşmak imkansız…

Ama…

Yaklaşık bir saat sonra “üstünü başını düzelterek” oldukça “mutlu ve keyifli” bir şekilde çadırdan çıkan Katerina’nın arkasından, “bitkin ve yorgun” olarak derin bir “ahhh” çeken Baltacı Mehmet Paşa’nın bu halleri, şüphelerimde şahsımı haklı kılıyor…

Demem o ki, böyle “köklü” bir geçmişi olan Rus-Türk aşklarına da yazık oluyor ve olmaya da devam edecek…

“Küskün” liderler belki bu yazıyı okur da “insafa” filan gelir…

Yoksa Alanya’nın hali perişan…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Gerçek Alanya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 513 6 513