• BIST 108.434
  • Altın 151,237
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • Antalya 16 °C
  • Ankara 5 °C

Emine’yi “yakaladım” ama “dayağı” ben yedim…

İbrahim İpbüker

Henüz gün ağarmamış, yani gönül rahatlığı içerisinde “sabahın körü” denilen bir saatte mahalle bakkalımız Kör Sait’in dükkanına her sabah ekmek getiren araçta gördüğüm manzara karşısında “donup kaldığımı” söylemiş ve “devamı haftaya” diye noktalamıştım geçen pazar günkü yazıyı…

Okuyucu bünyesinde “heyecan” yaratıp, bir hafta boyunca “merakla beklemelerini” sağlayacaktım güya…

Hiç kimse yememiş bu numarayı…

Kiminle karşılaştıysam istisnasız hepsi “Emine’yi aracın içinde fırıncıyla mı bastın?” diye sordu…

Evet bildiniz işte kına yakın, tam da öyle oldu…

Emine’yi, İçinde tepeleme ekmek dolu olan aracın içinde, fırıncının çırağı Parlak Yaşar’la el ele, göz göze hallerinde yakaladım…

Hiç ummadığım, hiç beklemediğim, “gözlerimle görsem inanmam” diyebileceğim bir manzara vardı karşımda…

Yukarıda Allah var hakkını yemeyelim “Parlak Yaşar” görünüş itibarı ile “yakışıklı” bir çocuktu ama “aşk meşk” konularında böyle bir performans göstereceği hiç aklıma gelmezdi…

Bizim mahalleden de değildi zaten…

Her sabah ekmek getirdiği mahalle bakkalı Kör Sait’in dükkanının tam karşısındaki evde ikamet eden Emine’yi, “yakışıklı çocuk” olması hasebiyle gide gele, gide gele bir şekilde etkilemiş işte..

Her neyse uzatmayalım…

Emine ile Parlak Yaşar, karşılarında beni görünce ister istemez paniklediler…

Emine hiçbir şey söyleyemeden “eteğini çeke çeke” kapısı zaten yarı açık olan evlerinden içeri zor attı kendini…

Parlak Yaşar’la kaldık baş başa…

Söylemesi ayıp, o dönemlerde mahallenin “en bıçkın” delikanlısı olarak nam saldığım için biraz “tırstı” Parlak Yaşar…

Vücudunu hafif geriye çekip, ekmek arabasına yaslanarak, “abi yapma, açıklayabilirim” dedi…

İşte o anda kendimi Yeşilçam’daki film stüdyosunda kameraların karşısındaymışım gibi hissedip, bir anda havaya girdim…

O zamanlar henüz “Akil Adamlar” projesi “keşfedilmemiş” olduğu için sevip, saydığım Kadir İnanır pozları takınarak, şaplak vuracakmış gibi hızla havaya kaldırdığım sağ elimi yavaşca kondurdum Parlak Yaşar’ın yanağına…

Hiç unutmam, “kadife gibi” yanağı vardı köftehorun…

Elimi yukarı aşağı gezdirerek bir süre okşadım yanağını…

Baktım iş başka boyutlara kayacak, elimi yanağından hemen çekip, kolundan tuttum ve “neyi açıklayacaksın ulan” diye çıkıştım sert bir üslupla…

“Abi seviyoruz birbirimizi evleneceğiz” dedi, titreyen bir sesle…

Her ne kadar parlak ve yakışıklı olsa da, bir “fırıncı çırağı ile Emine’nin evlenebileceği” ihtimali hiç canlanmadı kafamda…

Ne yalan söyleyeyim, o zamanlar öyle düşünüyordum…

Gönül verdiğim, uğruna pek çok güzel kızı terk ettiğim Emine’yi hiç yakıştıramamıştım fırıncı çırağına…

Çok ağrıma gitmişti…

“Gönül bu ota da konar boka da” dedikleri böyle bir şeydi sanırım…

O sabah Parlak Yaşar’a “fiziki” olarak zarar vermedim…

Birkaç küçük nasihatte bulunup, “benden habersiz hiçbir şey yapmayacaksın, yoksa fena olur” diye tehdit ederek, gönderdim mahalleden…

Emine ile ilgili elime “büyük bir koz” geçmişti artık…

Rahmetli babası Recep abi “Emine’nin fırıncı çırağı ile kırıştırdığını” duysa, Emine’yi evlatlıktan reddeder, Parlak Yaşar’ı da topuklarından vururdu hiç acımadan…

Bunları çok iyi bilen bir “strateji uzmanı” olarak kendime yeni bir yol çizmeliydim bu mevzuyla ilgili…

Çizdim de…

Ama “yeni strateji üreteceğim” diye ekmek almayı unutup, eve eli boş dönmüştüm o sabah…

Babam, nam-ı diğer Kel Ali’den “aklı bir karış havada eşşoleşşek” diye diye yediğim dayağı anlatmayayım artık…

Durduk yerde karizmayı çizdirmeye gerek yok…

Hem bu mevzuya ayırdığımız yerimiz de bitti zaten…

Yeni stratejileri ve başıma gelenleri de haftaya anlatırım artık…

**

Bu hikayeyi çok sevdim…

**

Kadın 32 yaşında güzel bir bayandı ve eşi oldukça yakışıklı bir deniz subayı idi…

Bundan bir kaç ay önce yanlış bir teşhis sonucu gerçekleştirilen ameliyatla gözlerini kaybetmişti genç kadın ve asla göremeyecekti…

Kocası ameliyattan sonra acı gerçeği öğrenince yıkılmış ve kendi kendine bir söz vermişti…
Günler geçiyordu, kadın her geçen gün kendini daha kötü hissediyor, çok sevdiği kocasına yük olduğunu düşünüyordu…

 Eşinin bu içine kapanık, karamsar hali kocayı çok üzüyordu. Birden aklına eşinin eski işi geldi. Geri dönmesini isteyecekti. Ama bunu ona nasıl söyleyecekti, çünkü artık çok kırılgan ve neşesizdi…

Bütün cesaretini toplayarak akşam karısına konuyu açtı…

 Karısı dehşetle gözlerini açtı ve “Ben bunu nasıl yaparım ben körüm” diye bağırdı…
Kocası ona destek olacağını, her sabah kendisinin işe bırakacağını ve akşamları da iş çıkışında alacağını ve ona çok güvendiğini söyledi. Çünkü eşini tanıyordu ve bunu başarabileceğini biliyordu…

Kadın büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü eşini çok seviyordu ve onu kırmak istemiyordu…
Her sabah eşini işine bırakıyor ve akşamları da alıyordu fedakar koca…

Günler böyle ilerledi, karısı eskisinden biraz daha iyiydi. Fakat kocası daha fazlasını istiyordu, kendisine söz vermişti sonuna kadar gidecekti. Akşam karısına, “Artık işe kendin gidip gelmelisin” dedi…
Kadın şaşırmıştı. Bunu asla yapamayacağını söyledi. Kocası ısrar edince onu yine kıramadı ve bütün cesaretini topladı. Bunu kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu…
Sabahları kadın artık otobüs durağına kendisi gidiyor, otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek işine gidebiliyordu. Günler günleri kovaladı, hiç bir problem yoktu…
Yine bir gün otobüse binerken, şoför, “Sizi kıskanıyorum, hanımefendi” dedi…
Kadın kendisine söylenip söylenmediğini anlayamadan, “neden” diye sordu…

 Şoför, “Çünkü her sabah sizin arkanızdan bir deniz subayı genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakıyor, otobüsten indikten sonra yeşil ışıkta yolun karşısına geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanızdan öpücük yollayıp size her gün sevgiyle el sallıyor” dedi…
Yaşamınızda her zaman arkanızda duracak, ve sizi bir ömür boyu sevecek hayat arkadaşı bulmanız dileğiyle...

**

Pazar gazetemiz

çok beğeniliyor

**

Önce şunu vurgulamakta fayda var…

Öyle kendini, yaptığı işi, yazdığı yazıyı çok öven, “burnundan kıl aldırmayan” bir adam değilim…

Birazdan yazacaklarımı bir “megolamanlık” olarak algılamayın yani…

Ortada bir “gerçek” var çünkü…

Gerçek Alanya Gazetesi, Alanya’nın “Pazar günleri de dahil her gün yayınlanan” tek gazetesi….

Bu anlamda gerçekten çok “olumlu” tepkiler alıyoruz…

Misal, Alanya Kaymakamı Dr. Hasan Tanrıseven, her pazar günü lojmanına giden Gerçek Alanya Gazetesi’ni çok sevdiğini birkaç kere söyledi…

“Pazar günleri yerel gazete okumanın keyfi bir başkaymış” diye vurgu yaparak…

Pazar günleri de gazete çıkarmak, bizim meslek adına Alanya içinönemli bir gelişme” diye düşünüyorum…

Gelen tepkiler bunu gösteriyor çünkü…

Misal, dün akşam Alanyaspor PTT 1. Lig’deki ilk maçını deplasmanda Denizlispor ile oynadı…

Bu maçla ilgili haberler ve fotoğraflar Gerçek Alanya Gazetesi’nin şu anda elinizde tuttuğunuz pazar sayısında var…

Bu maçla ilgili haber ve fotoğrafları sizlere en tazesinden servis etmek mutluluk veriyor bana, bize…

Bu anlamda bizlere destek olan, övgüleriyle şevkimizi arttıran herkese sonsuz teşekkürler…

Daha yapacak çok işimiz var…

Gerçek Alanya’yı takip etmeye devam edin…

**

 

 

 

Noktalı yerleri

kendiniz doldurun

**

Pamuk Prenses, Süpermen ve Pinokyo yürüyüşe çıkmışlar...
Yürürlerken önlerine bir tabela çıkmış…
“Dünyanın en güzel kadını yarışması” yazıyormuş üstünde…
“Bu yarışmaya katılıyorum” demiş Pamuk Prenses..
Bir süre sonra arkadaşlarının yanına dönen Pamuk Prenses'e sormuş, Süpermen ve Pinokyo.
“Eeee nasıl gitti?”
“Birinci oldum” demiş Pamuk Prenses…
Yürüyüşlerine devam ederken önlerine bir tabela daha çıkmış…
"Dünyanın en güçlü adamı yarışması” yazıyormuş üstünde…

“Bu yarışmaya katılıyorum” demiş Süpermen…
Bir süre sonra arkadaşlarının yanına dönen Süpermen’e sormuş Pinokyo ve Pamuk Prenses…
“Eeee, nasıl gitti?”…
“Şüpheniz mi vardı” demiş Süpermen, “tabi ki birinci oldum”…
Yürüyüşlerine devam ederken önlerine bir tabela daha çıkmış…
"Dünyanın en yalancı insanı yarışması” yazıyormuş...
“Bu yarışmaya katılıyorum” demiş Pinokyo…
Bir süre sonra arkadaşlarının yanına gözyaşları içinde dönen Pinokyo’ya sormuş Süpermen ve Pamuk Prenses…
“Ne oldu, neden ağlıyorsun?”…
Pinokyo sormuş bu defa…

 "Kim lan bu ….. …… ……. denen adam?”…

Benden bu kadar…

Neyi nasıl biliyorsanız ona göre noktalı yerleri kendiniz doldurun artık…

Her şeyi benden beklemeyin…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Gerçek Alanya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 513 6 513