• BIST 108.504
  • Altın 144,715
  • Dolar 3,5003
  • Euro 4,1140
  • Antalya 30 °C
  • Ankara 24 °C

Bir mezar başında doğum günü kutlaması…

F. Berker Pakna

Cevat Şakir Kabaağaçlı ya da nam-ı değer Halikarnas Balıkçısı, bir kitabında yaz aylarını anlatırken Haziran ayından şöyle söz eder: “Şimdi Bodrum’da sahile birkaç adım uzaklıkta, denizin şırıltısı içerisinde, ılık bir Haziran düşlüyorum. Ilık ve sevinçli bir Haziran.”

Halikarnas balıkçısının düşlediği o sevinçli haziranın 13’üncü gününü idrak etmiş durumdayız. Kimine göre sıradan sıcak bir yaz günü, belki birilerinin evlilik yıl dönümü, belki de birilerinin en acı günü. Ne diyor bu adam yine saçma sapan konuşmaya başladı dediğinizi duyar gibi oluyorum. O nedenle çok da fazla uzatmadan meramımı ifade edeyim.

20’li yaşlarının başında babasız kalmış bir çocuk için haziran ayları oldukça zor geçer sevgili dostlar. Çünkü o ay içinde babalar gününü barındırır. 20 yaşına kadar her haziranda babalar gününü babasıyla geçiren çocuklar için, babalarını kaybettikten sonra haziran ayı bir kabusa dönüşür. O ayı takvimden silmek ister babasını kaybetmiş çocuklar. Ve hep özlerler babalarını bir daha asla göremeyeceklerini bile bile…

Soğuk, soğuk olduğu kadar da karanlık bir kasım ayıydı. O acı haberi ne zaman duyacağım acaba korkusuyla yaşadığım günlerdi. Belki biraz kafa dağıtmak, belki de biraz acı anılardan uzaklaşmak adına bir arkadaşımda kalmıştım o gece. 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan o gece sanki İstanbul daha karanlık, sanki çok daha soğuk, sanki çok daha sessizdi. Bir telefon çaldı sabaha karşı. Sadece ‘Berker’ dedi. Ben de sadece ‘Tamam’ dedim. Koltuğa yığıldım kaldım. Saat 5 sularıydı. Gözümden sadece iki damla yaş süzüldü. Kardeşim gibi sevdiğim ve benimle aynı acıyı yaşayan arkadaşım ‘Kalk’ dedi. “Şimdi kalkmak zorundasın. Eğer şimdi kalkmazsan bir daha asla ayağa kalkamazsın” diye fısıldadı kulağıma. İlahi bir sesti sanki. Doğruldum. Üzerimi değiştirdim. Yola çıktım. Eve gidiyordum ama, ne yapılır, ne denir bundan sonra nasıl yaşanır bilmiyordum.  O acı gerçekle biraz daha geç yüzleşmek için, Galata Köprüsü’nde martılara simit attım anlamsızca. Köprünün altında bir berberde tıraş oldum. Çünkü o sakal sevmezdi. Ve sonra bir otobüs beni o gerçekle yüzleşeceğim eve doğru yaklaştırdı. Otobüsteki insanların sesleri, gürültüleri beni biraz o acı gerçekten uzaklaştırmış olacak ki, sanki normal bir eve dönüş gibi hissediyordum. Ta ki kapının önünde, “Yıllarca ekmeğini kazanmak, bize bakmak için sattığı ayakkabılardan birini, kendi ayakları içinde olmadan kapının önünde görene kadar.”

İşte o anda anlamıştım. Artık yalnızdım. İçime dolan o ince sızı içerisinde, arkadaşımın şimdi kalkmazsan hiçbir zaman kalkamazsın, telkininin kuvvetiyle yukarı çıktım. Ev mahşer yeri gibiydi. Çok sevilirdi. Kimseye hayatı boyunca hiç kötülük etmedi. Hep pozitif oldu. Hep yardımsever oldu. O herkesin abisi, babası, kardeşiydi…

Ben ise ilk kez o eve bir daha onun sesini duyamayacağımı bilerek girdim. Ağlasam fayda eder miydi? Bağırsam duyar mıydı ki sesimi? Annemi buldum küçük odada bir köşede. Annem sulu gözlüdür. Ağlıyordu hıçkıra hıçkıra. Ağlama diyemedim. Üzülme diyemedim. Çünkü içim ağlıyordu. Çünkü içim sızlıyordu. Bedenen ayaktaydım ama, ruhen bayılmıştım. Ayıldığımda kendimi önce bir gasilhanede sonra da bir mezarlıkta buldum. O genç yaşına rağmen her cenazede hem tabut hem de mevta taşımaktan hatta mezara indirmekten hiç gocunmayan ben, kucağıma konulan şeyin kendi parçam olduğunu anladığım anda yığıldım 3 metre derinlikteki mezarın içine, yukardan birileri sağa çevir diyordu. Birisi ağzının bağını çöz diyordu. Duyuyordum aslında ama anlamıyordum. Çünkü kulağıma ‘Konuşmaz denen’ o ölüden ince bir fısıltı geliyordu. ‘Güle güle oğlum.’ 15.11.2011’de ben her şeyimi koydum toprağa. Gençliğimi, zamanımı, geleceğimi koydum toprağa. Yaşadım yaşamasına ama yarım. Uyandım sabahları ama eksik…

Ve şimdi 13 Haziran 2017, bugün benim babamın doğum günü bugün yaşasaydı 65 yaşına girecekti benim babam. Belki ben şimdi bu köşeyi yazmak yerine acaba ona ne hediye alsam diye düşünecektim. O gitti. Güzel anıları, öğütleri, iyilikleri ve hayatta öğrettikleri kaldı geriye. Çok söz verdim ben ona. Tuttuklarım daha çok oldu kimse bilmese de. Tutamadığım birkaç sözüm kaldı. Şimdi sana son kez söz veriyorum baba, bu sene değil ama seneye doğum gününde tüm sözlerimi tutmuş olarak geleceğim yanına… Hani sen derdin ya, “Sen benim ışığımsın” diye. Sana söz seni mahcup etmeyeceğim baba.   Doğum günün kutlu olsun Ali Baba… 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Gerçek Alanya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 513 6 513