• BIST 106.991
  • Altın 151,481
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • Antalya 16 °C
  • Ankara 3 °C

Ben güzele güzel demem, güzel benim omayınca…

İbrahim İpbüker

Övünmek gibi olmasın mı diyeyim, yoksa söylemesi ayıp mı diyeyim tam kestiremedim ama, “ben güzelden anlarım…

Anlamasına anlarım ama, öyle her gördüğüm güzele de “güzel” demem…

Bu konudaki “hayat felsefem” tıpkı Karacaoğlan’a benzer yani…

Ne demiş üstat…

“Ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca”…

Bu şiiri yazarken hangi ruh hali içerisindeydi bilemiyorum ama az-çok tahmin edebiliyorum…

Şöyle olabilir misal…

Şiirlerinde isimlerinden sıkça bahsettiği Elif, Zeynep, Mukadder ve İsmikan adlı hatunlardan, artık hangisine denk geldiyse “görür görmez abayı yakar”…

Ama, şu üç günlük yalan dünyada şahsımın da başına çok gelen “umursanmaz” bir tavırla karşılaşır…

Uzun süre değişik yöntemler denese de, hatunu ikna edip şeyine, koluna takmayı bir türlü beceremez…

Bakar ki uyguladığı yönetmeler işe yaramıyor, bir akşam üstü oturur ve şiir yazmaya karar verir…

Adamın işi edebiyat…

Bu nedenle “kelimelerle dans etmekte” oldukça becerikli olduğu için, kağıda döktüğü kelimelerin okuyan insanları ne şekilde etkileyeceğini iyi bilen birisi…

Abayı yakıp, kafayı taktığı hatunu “gaza getirmek” için “ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca” dizelerini yapıştırır…

O dönemlerde şimdiki gibi “güzellik yarışmaları” olmadığı için, hatunların “tescilli güzel” olma şansları yok…

Erkek milletinin ağzından çıkacak “güzel hatun” cümlesi onlar çok önemli yani…

İşte bunu çok iyi hesap eden Karacaoğlan, kendisine yüz vermeyen hatunu gaza getirmek adına, “ben güzele güzel demem güzel benim olmayınca” diye başlayan şiiri yazıp, hatunun yüzüne yüzüne okumuş olabilir…

Bu konularda gerçekten oldukça “hassas” olup, “çabuk gaza gelen” kadın milletinden birisi olan o hatun artık her kimse, bu şiirden dolayı “gaza geldi mi gelmedi mi” bielmiyorum doğrusu…

Başka bir deyişle, bu şiir Karacaoğlan’ın işine yaradı mı yaramadı mı bilemiyorum ama benim işime hiçbir zaman yaramadı…

Yaradılış itibarı ile “haşlanmış patates” kıvamında bir suratım ve “sonradan olma” haşmetli göbeğim nedeniyle kadın milleti arasında “beğenilip, tercih edilen” bir erkek mertebesine hiç ulaşamadım…

Bu tür mevzularda “kendini kandırıp” hovardalık yapma anlamında ne kadar “becerikli” olduğunu övüne övüne anlatan heriflerden değilim anlayacağınız…

Yukarıda yazdığım “fiziki koşulların” yanı sıra bir de “yüzü çabuk kızarıp, tepeden tırnağa her yerinden ter fışkıran” bir ruh yapısına sahip olduğumdan dolayı tam bir “bombayım” aşk-meşk konularında…

Bu nedenledir ki, geçmiş dönemlerde, çeşitli defalar denediğim “ben güzele güzel demem güzel benim olmayınca” taktiği de hep elimde patlamış, ağzıma yüzüme bulaşmıştır…

Artık iyiden iyiye umudu kestiğim için uzun süreden beri denemediğim bu taktiği, geçtiğimiz günlerde yeniden denedim…

Açık seçik itiraf ediyorum işte, hem de “tescilli güzellere” karşı denedim…

Altında ALTAV’ın imzası bulunan ve bana göre Alanya’nın tanıtımı için oldukça “önemli olan organizasyon çerçevesinde Finlandiyalı güzeller, Alanya’da kamp yapıyorlar malumunuz…

İşte bu güzlerle iki gece aynı mekanda olma fırsatını yakaladım…

Amacı “tanıtım” olan ilk organizasyonda sevgili dostum Muammer Soylu’nun verdiği ara gazını da yiyerek, oldukça faal çalışmalar yaptım…

Finli güzellerle bol bol fotoğraf çektirip, bunları şahsıma ait olan facebook hesabımdan da paylaştım…

Bilmiyorum, görüp beğenenleriniz olmuştur belki…

İşte bu fotoğrafları çektirirken yanlarına sokulduğum güzellerin hepsinin kulağına bir bir eğilip, “ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca” diye fısıldadım…

Ama nafile…

Hiç birisinden “olumlu” tepki alamadım…

En fazla, “ne diyorsun be manyak” der gibi suratıma anlamlı anlamlı bakıp, “nezaket” adına hafifce tebessüm ettiler...

Ne yalan söyleyeyim, olaya kendimi o kadar kaptırmışım ki, Karacaoğlan’ın yazdığı o sihirli cümleyi kızların kulağına “Türkçe” fısıldadığım sonradan aklıma geldi…

Hoş, ilk başta aklıma gelseydi o cümleyi “İngilizce” söyleyecek kadar yabancı dil kültürüm de yok zaten, ayrı mevzuu…

Uzun lafın kısası, ben bu taraklardan artık elimi ayağımı çekiyorum…

Olur ya, bir gün bir hatun çıkar karşıma, kendiliğinden “ben güzel miyim sence” diye sorarsa o zaman bakarız duruma…

İçimden gelirse yapıştırırım “ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca” lafını…

İçimden gelmezse de yapacak bir şey yok…

Hayat bir şekilde devam eder…

Ortaya da çıka çıka böyle bir “cumartesi yazsısı” çıkar…

Mutlu ve keyifli hafta sonlarınız olsun…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Gerçek Alanya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 242 513 6 513